COVID-19 günlüklerim; neler öğreniyorum? (2)

Duygularımız pusulamızdır…

Uyanık olduğumuz zaman aklımızdan 70.000-125.000 düşünce geçmektedir. Bu düşüncelerin de %80’i kendi iç sesimizle yaptığımız öz konuşmalarımızla ortaya çıkmaktadır. Kendi kendimize konuşmaya başladığımızda ise bazen istemediğimiz düşüncelerin girdabına kapılabiliyoruz. Bu düşüncelerin akışı sonucunda ise dikkatimizi en çok hangi düşünceye verirsek, ona teslim oluyoruz. Dikkatimiz ve odaklandığımız duygu, düşüncelerimiz dağıldıkça ve zihnimiz serbestçe gezindikçe, kaygı ve endişe duyma halimiz artıyor.
Kaygı duymak normaldir çünkü kaygı bir algıdır ve düşünce gücü ile değişime adım attıkça, insanoğlu algılanan duyguları dönüştürme becerisine sahiptir.
Bu denli belirsiz bir durum ve bunun yarattığı kaygı karşısında ise en iyi bildiğimiz ve yapabildiğimiz eski alışkanlıklarımıza sığınmak olmaktadır. Bu virüs ile, bize kendini yeterince tanıtana, toplumda yer edinene ve biz onu tanıyana kadar, iyi geçinmek durumundayız. Sonuçta, çok bilinmeyenli bir denklemi çözme korkusu ile karşı karşıya kalmaktayız.
Durmaya geçmeye zorlandığımızdaki bu ani vuruş, aslında adaptasyon becerilerimizi çok daha önceden geliştirmiş olmamız gerektiğini sertçe vurguladı bizlere. Derin bir nefes aldıran düşünce ise, bu salgının sonsuza kadar sürmeyecek olması.
Beynimiz, ilk önce deneyimlediği şeyleri her zaman öncelikle düşünür. Sürekli aynı yollardan düşünmeye alıştıktan sonra edindiğimiz kısa yollar hayatımızın her anında farkındalık kapasitemizi azaltmaktadır. Bu kısa yollar, yani alışkanlıklarımız limbik sistemin kontrolündedir. Hayatın süreğenliği içindeki tökezlemelerimizi, irade gücümüz, düşünce gücümüzü kullanabilmemiz sayesinde olumlu yönlerimizle karşılayabiliyor olmamız, yani prefrontal kortekse taşımamız, hareket manevralarımızı kolaylaştırmaktadır.

İrade gücümüzü nasıl çalıştırabiliriz?
1- Soru sorarak.
2- Sorduğumuz soruların cevaplarından çekinmeyerek.
3- Bilerek.
4- Öğrenerek.
• Görmediğim, şimdiye kadar keşfedemediğim neler var?
• Bu yaptığım şey bana nasıl geliyor?
• Şimdiye kadar en çok dikkatimi nereye verdim?
• Şimdiye kadar odağımı oluşturduğum her ne ise, şimdi ne kadar yanımda?

Zorlandığımız zamanlarda, bizim dışımızdan gelen durumlara güvenemediğimiz zaman gelişen tetiklenmiş duygular:
1- Korku
2- Öfke
3- Endişe ve kaygıdır.
Bu duygular karşısında ilkel beyin 3 şekilde cevap verir.
1- Kaçmak
2- Savaşmak
3- Donmak.

Duygular birer kimyasal maddedir. Oluşan her duygu sonrasında salınan kimyasallar düşüncelerimizi, ardından da davranışlarımızı oluşturur. Her adım bir değişimi getirir. Adımlarımız, farkında, bilinçli ve amaçlı olursa, bizi olumsuz etkileyen duygularımız olumlu yönde gelişmeye başlar. Dışarıdan ve bizim ötemizde yapamadıklarımızı kabul edip, kendi yapabileceklerimize odaklanırsak, kaygı ve endişe azalmaktadır. Formülize edersek, belirsizlik ve tehlikenin toplamı endişe alanını, algılanan duygu ise kontrol alanını oluşturur. Endişe alanının kontrol alanına oranı bizim davranışımızı belirler. Bu durum ise aslında çocukluktan kazanılması gereken bir psikolojik dayanıklılık testinin gelişim basamaklarıdır. Dayanıklılık için deneyime açık, öz kontrollü ve duygusal düzenlenebilme halinde olmak gerekir. Bunun için biraz zaman, istek ve sabır gerekmektedir. Otomatik pilottan çıkmak istiyorsak, işe öncelikle kalıplarımızı farketmek ile başlamalıyız.
Soru sormak işte bu sebeple, ilkel beyin yapısından sıyrılabilmek ve kalıplarımızı farkedebilmek için, her noktada önemlidir.

Soru sormak bu kadar önemliyse, bilinçli ve farkındalıklı soru sormayı nasıl öğrenebiliriz?
1- Kendimizle bağ kurmaya zaman ayırarak
2- Zarar veren her türlü alışkanlıklarımızı azaltarak
3- Sağlıklı beslenerek
4- Kendi rutinimizi oluşturarak.

Yoğun insan ilişkilerinin olduğu ve doğanın dengesinin bozulduğu günümüz yaşam koşullarında özellikle salgın öncesi iş yaşamlarımızda, aklımızdan geçen neredeyse tek düşünce; ‘ah bir evde olsam’ idi. Karantina zorunluluğu ile evde olmayı hiçbirimiz düşünemezdik, çünkü deneyimlediğimiz bir durum değildi. İşte tam bu noktada sıkılan, zorlanan bizlerin fark ederek sorular sormaya başlaması, elimizde olmayan dış faktörlere başarı ile uyum sağlama yeteneğimizi geliştirecek ve ilkel beynimizin 3 temel dürtüsü ile değil de, bilinçli farkındalık ile yeni davranış modellerimizin oluşmasına yardımcı olacaktır.

Her ne olursa olsun, insanoğlu olarak yaşam bilimini yani doğa bilimini hatırlamamız gerekir. Her bedenin sistemik özellikleri kendine özgüdür. Zaman içinde kendi ile bağını dengeli ve yeterli seviyede kurmuş olan birey bu özelliklerini tanır, bilir ve ona göre davranır. Bireyin kendini tanıması demek bağışıklık sisteminin de normal çalışması, dolayısı ile de koronavirüsten korunmamızda birincil iyilik hali demektir.

Hepimize durma halimizi yavaşlatarak, duygularımızı tanımaya zaman ayırarak geçireceğimiz sevgi dolu karantina günleri dilerim.

DR. SABAHAT KARAKAŞLILAR

Bir Yorum Yazın