Sevgi Günümüz kutlu olsun. AŞK olsun!

Bugünkü yazım sevgi ve aşk dolu olsun isteyerek başladım yazmaya. Biraz tanımlardan, biraz sorulardan giderek yol almak istiyorum, hep birlikte.

Sevgi, hepimizin varoluş biçimimizdir.

Aşk ise, varlığımızla boğmadan nüfuz etmektir.

Bir’e dönüşmek, birleşmek demektir.

Sokrates’e göre;

İnsan genç yaşında, güzel bedenleri arar.

Sonra anlar ki, bedenlerde gördüğü bu güzellik, başkalarının kardeşidir.

Bunu anlayınca, bütün güzel bedenleri sever.

Daha sonra, ruh güzelliğini, beden güzelliğinden üstün görür.

En sonunda da, güzelliğin özü ile karşılaşır. Buna ‘Bilgelik’ denir.

Aşık olan, yaratarak, sonsuz olmak ister. Bu isteği ile yaşamın içinde tüm varlıklarla bağ kurmayı ister. Böylece hem kendi içinde, hem de yaşamın içinde dengeye ulaşma haline varmaya çalışır. Sahip olma isteğinden ve sahip olunandan farklı olarak, sahip olma haline odaklanıldığında ise ‘Rejenarasyon’ başlar. Bu, yapım-yıkım dengesidir ve canlılığın sürdürülmesi için gerekli olan bir döngüdür.

Hepimizin hayat enerjisinin devamı için bir şeylere aşık olmamız gereklidir. Aşk dokunulduğunda bitecek, geçecek bir kavram olmadığından, yaşamsaldır. Güç verir ve yükseltir. Ruhu ise, esnetir ve yumuşatır.

Bir çocuğu, nedensiz severiz. Yaptığımız işi severiz. Doğada yeşeren, filizlenen çiçekleri hayranlıkla seyrederiz. Uğraştığımız hobilerimizi aşk ile yaparız. Ürettikçe, ortaya çıkardıkça kendimize aşık oluruz.

O zaman önce kendimize soralım.

Ne kadar nazik oluyoruz?

Ne kadar hırslardan bağımsız ve özgür oluyoruz?

Ne kadar merhametliyiz?

Ne kadar mutluyuz?

 

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Bir Yorum Yazın